Gedmor’un gözünde savaş, bir araç değil bir sınavdır. O, yıkımı değil onurlu bir sona ulaşmayı kutsar. Mücadele edenin iradesi, öleni değil savaşanı değerli kılar. Gedmor için zafer, bir ödül değil, yeterince sert sınanmışların ulaşabildiği bir zirvedir. Birinin yaşamı, savaş meydanında tamamlanıyorsa, işte o zaman gerçek anlamda yaşamıştır.
Yaşlılık ve çürüme, Gedmor’un inancına göre varlığa ihanettir. Onun için bir savaşçının ölümü, silahı elindeyken, ayakta, son darbeyi vurmaya hazırlanırken gelmelidir. Kurbanları sevmez. Kendini onura adayanlara yüzünü çevirir. Tapınaklarında ağıtlar değil, meydanlarda atılan naralar yankılanır.
Gedmor’un inananları, ona dua etmez çünkü o dualara cevap vermez. O yalnızca izler. Fakat bir savaşçı, kendi kanıyla yazdığı bir destanı tamamlarsa, Gedmor’un dikkatini kazanabilir. İşte o zaman iletişim kurar. Bir düşte, bir meydan sessizliğinde ya da düşmanın gözlerinde. O, kelimelere değil, eyleme saygı duyar.
Onun inananlarının görevi, savaşı aramak değil, kaçmamak. Zaferin peşinden gitmek değil, onursuzluktan uzak durmaktır. Gedmor’un gözünde değerli olan, galip gelen değil, kırılmadan dövüşendir. En çok da geri çekilmeyenlere yaklaşır. Zafer değil, direniş kutsaldır.
En saygı duyduğu savaşçıyı peygamberi seçer ve diğer inanlara örnek olması için sürekli olarak onu yönlendirir.
Yılma. Çünkü sen yılmazsan, Gedmor elinden tutacaktır.
— Yargı öncesi Gedmor'un seçilmişi